Dünya yeterince kanlı lider gördü, görmeye de devam ediyor. Kimi işini ilkel yöntemlerle yaptı kimi modern yöntemlerle... Değişmeyen tek şey; onların zalim oldukları gerçeğiydi şüphesiz... Kendi güdük saltanatlarını devam ettirmek/ettirebilmek adına işledikleri her cinayet onların zalim olma vasfını biraz daha tebeyyün etti. Tuhaf olan şu ki; gücü kuvveti yerinde olan her millet kendi içinden çıkan zalimini sahipleniyor, hatta onunla iftihar ediyor. Bu, uluslar arası hukuk sisteminin kuşa çevrildiği her zaman diliminde de böyle olacaktır galiba. Mesela; bugün Alman halkının içinde var olan –gizli de olsa, Hitler sevgisi onun cinayetlerini örtmeye yetiyor gibidir. Nitekim son yıllarda Almanya’da milliyetçi düşüncenin tekrar yükselişe geçmesi –hatalı bir okuma olsa da, depreşen bir iktidar hastalığının göstergesidir. İsrail; Şaron ve benzeri cellatlarını her zaman sahiplendi, batılı devletler de kutsadı...
Bizce; sanatın insan’a karşı bir sorumluluğu vardır, sanatı sanat yapan da insana karşı olan bu sorumluluğudur. Sanat, özelde yedinci sanat, gerçeği eğip-bükme refleksine sahipse eğer, bunu en azından tarihe ve topluma –dolayısıyla insana- mal olmuş olaylarda yaparken biraz daha temkinli davranmalıdır.
Moğolların Bodrov’a iki yönden eleştirisi var: Bir, büyük bozkırların hakanı Cengiz böylesine güçsüz resmedilmemeliydi, azametine uygun değildi bu. İki; gerçek olduğu söylenen tarihi bilgiler... kısacası, filmin “anlattıkları” ölçüsünde eleştirilecek yönleri varken sinematografi açısından iyi bir film açıkçası... Tabi, büyük Hollywood filmlerinde olduğu üzere gösterişli savaş sahneleri olmasa da stilize edilmiş sahnelerinin izleyende uyandırdığı etki daha fazla...
Yazının devamı: www.ikinciperde.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder