12 Aralık 2009 Cumartesi

Zamanın Tozu Bir Büyük Ustanın Başarısızlığı Mı ?

Andrei Tarkovsky’nin 56 yaşındayken ölümü üzerine çoğu zaman düşünmüşümdür. Çektiği 7 filmin hepsinin sinema tarihinin nadide eserleri olduğunu ve bu 7 filmden en 4 tanesinin sinema tarihinde eşi benzeri olmayan filmler olduğunu düşünen birisi olarak, keşke birkaç film daha çekebilseydi de izleme şansına erişebilseydik diye hayıflanırım zaman zaman. Ancak Tarkovsky gibi büyük ustaların, sanatlarının zirvesine ulaştıktan sonra yaptıkları kimi filmlerini izlediğim zamanlardaki hayal kırıklıklarım, Tarkovsky’nin tam da zamanında bu dünyadan göçmüş olduğunu düşündürüyor gayri-ihtiyari. Belki de kötü bir filmini görmemiş olmak bir şans sayılabilir! Antonioni’nin “Eros”taki çöküşü; Bergman’ın “Saraband”da biraz da olsa kendi zirvelerinden aşağılara düşmesi; Godard’ın uzun sürelerdir zaten sinema adına önemli bir şeyler yapamıyor olması ve “Forever Mozard”  filminde bir makale yazmaya soyunması…

Benim için çok değerli bir sanatçı ve sanat düşünürü olan Theo Angelopoulos’un son filmini İpek Yolu Film Festivali’nde izledikten sonra uzunca bir süre ne söyleyeceğimi, ne düşüneceğimi bilemedim. Büyük bir heyecanla beklediğim “Dust of Time-Zamanın Tozu” büyük bir ustanın son büyük sanat eseri değil, bütün filmlerinde sıkça karşımıza çıkan Angelopoulos filmleri antolojisiydi adeta. Üstelik Angelopoulos’un alâmetifarikası olan nefes kesici plan-sekanslardan, belki de sinema endüstrisinin lehine belli oranda feragat etmiş bir Angelopoulos’a tanıklık ediyorduk sanki.

 
Zamanın Tozu, üçlemenin ilk filmi “Ağlayan Çayır”dan bu yana uzunca bir zaman geçmesine rağmen, aceleye getirilmiş bir film izlenimi veriyor maalesef. Avrupa tarihiyle, kişisel hikayeler ve acılar arasında kurduğu bağlarla Zamanın Tozu da diğer Angelopoulos filmleriyle aynı eksene oturuyor aslında. Birbirini kaybetmiş, sonra kısa süreliğine tekrar bulmuş, sonra tekrar kaybedip ömürlerinin son deminde tekrar kavuşmuş iki âşık olan Eleni ile Spyros ile Eleni’nin Sibirya’da tutuklu olduğu dönemde kendisine büyük yardımları dokunmuş Jacob’un ilişkisidir anlatılan.

İkinci Dünya Savaşı’ndan Stalin’e, Berlin Duvarı’nın yıkılışından günümüze gelinceye kadar Avrupa ve ABD tarihinin büyük olaylarıyla paralellik arz eden bu aşk hikâyesini önceki Angelopoulos filmlerinden farklı –ve bence aşağı- konuma düşüren nedir? Peki, çoğu Angelopoulos filminde olup da Zamanın Tozu filminde olmayan nedir? Sanırım olmayan (ya da daha az olan diyelim) şey şiir! Zamanın Tozu’nda şiir olma niyetiyle yapılmış bir takım zorlama simgeler dikkatimizi çekiyor çoğunlukla.

Bu simgelerden bir tanesi, film içinde birkaç defa işaret edilen ve filmin şiirsel düzlemini oluşturma amaçlı kurulan “Eros’un üçüncü kanadı” simgesidir. “Üçüncü Kanat” ömürlerince birbirlerine âşık olan Spyros ile Eleni’nin tamamlanmamışlığını tamamlayan Jacob’dur belki de. Ya da her ikisinin uçmasını engelleyen bir fazlalıktır Jacob! Bu fazlalık olma düşüncesinin, Jacob tarafından fark edilmesidir belki de, onu milenyuma girileceği gün intihar etmeye sevk eden şey! Ancak Jacob’un intiharı daha çok aşık olduğu kadının uçmasını engellediği düşüncesidir bence. Bir kendini feda etme eylemi! Bu açıdan filmin merkeziden Spyros ve Eleni görünüyorsa da, aslında Jacob’un konumu merkezi bir önemdedir.

Zamanın Tozu’nda dikkat çekici bir değişiklik, planların uzaklığındaki seçimlerde görünüyor. Daha önceki filmlerinde yakın planı çok az kullanan Angelopoulos, daha çok, uzak planlar ve bu uzak planların büyüleyici bir şekilde kendi üzerine kapandığı plan-sekanslar kullanıyordu. Bu filmde de böyle birkaç büyüleyici plan-sekans var; ancak orta plan ya da yakın planlar, daha önceki Angelopoulos filmlerinde olmadığı kadar çok kullanılmış.

Genellikle kişisel hikâyeler ile toplumsal tarihin çakıştığı noktaları kendisine has şiirsel plan-sekansları ile “çok anlamlı” hale getirebilen ve bu açıdan sinemasına şiirsel düşünmeyi yedirebilmesiyle fark yaratan Angelopoulos, Zamanın Tozu filminde, olay bağlantılarını, şiire özgü bir mantıkla değil, hikâyeye özel bir mantıkla kurguluyor görünüyor.  Bu yüzden önceki filmleri şiirsel bir sezgiyle anlaşılabilen Angelopoulos, bu filminde, belki de daha iyi anlaşılmak için klasik hikâyeleme sinemasına yönelmiş görünüyor. Enis Batur, Tarkovsky’nin “Kurban” filmi hakkında yazdığı bir yazısında “Tarkovsky’nin, önsözlerde birikenleri, sonsözde söyleme ihtiyacı duyduğu bir film” tanımlaması yapmıştı Kurban için. Sanırım Angelopoulos da benzer bir itkiyle hareket etmiş ve daha anlaşılır bir dille mesajını anlatmaya ihtiyaç duymuş. Onun da mı son filmi olacak acaba?

 
Zamanda, geçmiş ve bugünün iç içe geçtiği bir yolculuk yapan tipik Angelopoulos filmlerinden farklı olarak, Zamanın Tozu’nda geçmişle ilgili sekanslar birer “flash-back” gibi kurulmuş görünüyorlar. Eleni ile Spyros’un öyküsüyle, çocukları olan sinema yönetmeni A.’nın hikâyesinin birleştiği son bölümlere, bir de A.’nın, küçük kızı Eleni ve karısı ile ilişkisi(zliği) katılınca film, bir anda birçok şeyi anlatmak isteyen bir hale bürünüyor ve maalesef dağılıyor. Bu şekilde, son bölümlerdeki kimi sahneler, kendisi şiir haline gelmiş bir filmin içindeki mısralar olmak yerine, tek başına zorlama simgelere yaslanılmaya çalışılan düzyazı içindeki mısralar haline geliyor. Jacob’un intihar sahnesi ve o sahneden hemen sonra Eleni’nin ölümü ile üçüncü kanat görünürlüğü açık olan düz bir simge haline getiriliyor. 

Yazının devamı: www.ikinciperde.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Copyright 2009 İp Medya