Mizah ya da günümüzde kullanılan tabir ile komedi. Hayatımızda yer edinen yagâne unsurlardan. Aslında komedi kelimesi mizahı karşılamaz. Komedi de mesaj verme kaygısı yoktur bana göre. Tek amaç karşıdakini güldürmektir. Mizah ise bambaşka bir olaydır. İnce espri kullanarak insanları güldürebilirsiniz ama insanlara mesaj da verebilirsiniz. Mesaj illa ki toplumsal bir olayı insanların gözlerine sokmak değildir. Değerlerimize ait mesajlar vererek de mizaha katkıda bulunabilirsiniz.
Yüzyıllardan beri insanlar bir şeylere gülmüşlerdir. Veya gülmek için bir şeyler bulmuşlardır. Kültürlere göre değişiktir bu yöntemler. Medeniyetimizde orta oyunu, gölge oyunu gibi mizahi malzemeler bulunurken daha başka medeniyetlerde bu malzemeler değişiktir. Ortak olan şey ise gülmektir.
Yabancıların neye güldüklerini bilemem fakat bizim güldüklerimize gülmediklerini kestirebiliyorum. Neden mi? Çünkü ben onların güldüklerine gülemiyorum. Kültürel farklılıklardan dolayıdır bu. Ona komik gelen bana gelmeyebilir ve doğaldır da aslında. Gelmek istediğim nokta medeniyetler arasındaki farklılıkları ortaya çıkarmaya çalışmak değil elbette. Asıl bizim neye güldüğümüzü ortaya çıkarmaya çalışmak.

Mizah ile komedinin birbirlerinin yerine kullanılamayacağından bahsettim kısa da olsa. Bir noktada mizah komediye kapsar da diyebiliriz. Bizim medeniyetimizde (eski medeniyetimizden ne kaldığı da tartışılır aslında) mizahın ayrı bir yeri vardır. Karagöz oyunları, orta oyunlar, meddahlık veya başka yöntemlerle atalarımız bir şeylere gülmüşler. Edebi açıdan bakıldığında ince düşünce gerektiren bazı şeyler de mizahın konusu olmuş hep.
Teknolojinin hayatımızda yer almaya başlaması ile beraber mizah da format değiştirmeye başlamış. Önceden halk arasında yapılan karagöz oyunları veya orta oyunlar artık televizyonlara taşınmaya başlamış. Halktan kopmuş da diyebiliriz aslında. Burada teknolojinin dezavantajlarından bahsedecek de değilim. Her şeyin zamanı var elbette. İmkân ve nesillerin kültürlerinin değişmesiyle beraber mizaha da ayar verildi aslında.
Şu anda kaç tane çocuk karagöz oyunu arar ki? Mahalle aralarında orta oyunları oynanır mı hala? Dediğim gibi nesillerin güldüğü malzemeler artık değişti.
Mizahın televizyona taşınması ile insanların nazarları da değişmeye başladı. Sinemada yapılan komedilerin sınırlı olması ve televizyonlarda tekrarlarının gösterilmesi ister istemez televizyona gösterilen ilgiyi artırdı.
Peki, ne oldu? Komedi programları ortaya çıkmaya başladı. Levent Kırca ve Nejat Uygur Tiyatrolarını hatırlamayan yoktur. Bir devrin komedi ustalarıydı. Bir nevi mizah da denebilir. Bunların modası geçtiğinde ise tek kişilik tiyatrolar ortaya çıkmaya başladı. Daha çok genç neslin rağbet ettiği bu gösteriler halen beğenilmektedir. Bu noktada nesil çatışması devreye giriyor aslında. Yaşlı amcalar veya teyzeler şimdiki komedyenleri izlediğinde “bunun nesine gülüyorsunuz!” diyebilirken genç nesil esprileri ağızlarından eksik etmiyorlar.
Özellikle son dönemlerde mizahı dallarına ayırmaya başladık. Bel altı yapılan şakaları mizah kategorisine koymak isteyenleri çokça görmüşüzdür. Komiklik kategorisine bile girmeye hakları olmayan şeylerin sinemaları oynatılmakta günümüzde. Ve sinema projesi olarak yutturulmakta. Konusu veya mesajı belli olmayan filmlerin ne olduğu iki aşağı beş yukarı belli burada zikretmeye gerek yok.
Asıl önemli olan soru ise Müslümanların neye güldüğü? Böyle bir genelleme yapılabilir mi o da tartışılır aslında. Bu herkesin vicdanına kalmış bir şey. Etrafımda temiz mizah yapmaya çalışan kişileri görmek isterim ben. Bir gösteriyi ailemle beraber izleyebiliyorsam benim için yeterlidir. İzlemeye ve dinlemeye değer bir şeyler bulabilirim. Fakat izlerken elde kumanda tetikte beklersem o benim için mizahın da komedinin de dışındadır. O farklı bir olaydır artık. Çığırından çıkmış bir şeyi kontrol etmek artık çok zordur. Gösteri izledik güldükle bitmez aslında. İnternette çok yerde karşılaşmak işin kontrol edilemeyeceğinin bir kanıtıdır.
Ben gülerken bazı kriterler öne sürmek zorundayım. Benimsediğim değerlere zarar verecekse buna müsaade etmemek benim vazifemdir kendi açımdan. Bel altı gösterilerini sahnelerden, televizyonlardan veya sinema salonlarında kaldıracak iktidarım yoksa bile kendi iradem var. İzlemem olur biter. Kendi vazifemi yapmışımdır. Gülmenin kriteri filan olmaz ben istediğime gülerim diyenlere söylenecek söz yoktur zaten. İstediğine gülsün.
Teknolojinin hayatımızda yer almaya başlaması ile beraber mizah da format değiştirmeye başlamış. Önceden halk arasında yapılan karagöz oyunları veya orta oyunlar artık televizyonlara taşınmaya başlamış. Halktan kopmuş da diyebiliriz aslında. Burada teknolojinin dezavantajlarından bahsedecek de değilim. Her şeyin zamanı var elbette. İmkân ve nesillerin kültürlerinin değişmesiyle beraber mizaha da ayar verildi aslında.
Şu anda kaç tane çocuk karagöz oyunu arar ki? Mahalle aralarında orta oyunları oynanır mı hala? Dediğim gibi nesillerin güldüğü malzemeler artık değişti.
Mizahın televizyona taşınması ile insanların nazarları da değişmeye başladı. Sinemada yapılan komedilerin sınırlı olması ve televizyonlarda tekrarlarının gösterilmesi ister istemez televizyona gösterilen ilgiyi artırdı.
Peki, ne oldu? Komedi programları ortaya çıkmaya başladı. Levent Kırca ve Nejat Uygur Tiyatrolarını hatırlamayan yoktur. Bir devrin komedi ustalarıydı. Bir nevi mizah da denebilir. Bunların modası geçtiğinde ise tek kişilik tiyatrolar ortaya çıkmaya başladı. Daha çok genç neslin rağbet ettiği bu gösteriler halen beğenilmektedir. Bu noktada nesil çatışması devreye giriyor aslında. Yaşlı amcalar veya teyzeler şimdiki komedyenleri izlediğinde “bunun nesine gülüyorsunuz!” diyebilirken genç nesil esprileri ağızlarından eksik etmiyorlar.
Özellikle son dönemlerde mizahı dallarına ayırmaya başladık. Bel altı yapılan şakaları mizah kategorisine koymak isteyenleri çokça görmüşüzdür. Komiklik kategorisine bile girmeye hakları olmayan şeylerin sinemaları oynatılmakta günümüzde. Ve sinema projesi olarak yutturulmakta. Konusu veya mesajı belli olmayan filmlerin ne olduğu iki aşağı beş yukarı belli burada zikretmeye gerek yok.
Asıl önemli olan soru ise Müslümanların neye güldüğü? Böyle bir genelleme yapılabilir mi o da tartışılır aslında. Bu herkesin vicdanına kalmış bir şey. Etrafımda temiz mizah yapmaya çalışan kişileri görmek isterim ben. Bir gösteriyi ailemle beraber izleyebiliyorsam benim için yeterlidir. İzlemeye ve dinlemeye değer bir şeyler bulabilirim. Fakat izlerken elde kumanda tetikte beklersem o benim için mizahın da komedinin de dışındadır. O farklı bir olaydır artık. Çığırından çıkmış bir şeyi kontrol etmek artık çok zordur. Gösteri izledik güldükle bitmez aslında. İnternette çok yerde karşılaşmak işin kontrol edilemeyeceğinin bir kanıtıdır.
Ben gülerken bazı kriterler öne sürmek zorundayım. Benimsediğim değerlere zarar verecekse buna müsaade etmemek benim vazifemdir kendi açımdan. Bel altı gösterilerini sahnelerden, televizyonlardan veya sinema salonlarında kaldıracak iktidarım yoksa bile kendi iradem var. İzlemem olur biter. Kendi vazifemi yapmışımdır. Gülmenin kriteri filan olmaz ben istediğime gülerim diyenlere söylenecek söz yoktur zaten. İstediğine gülsün.
RECEP DEMİRKAYNAK
Temiz mizah örneği var mı peki şu anda? Evet var. Recep Demirkaynak. Televizyonda program yapıyor.
Darısı sinemamızın başına. Şöyle temizinden bir film izlesek sinemada fena mı olur?
Darısı sinemamızın başına. Şöyle temizinden bir film izlesek sinemada fena mı olur?
7.1.2010
bekir@ikinciperde.com
kaynak: ikinciperde.com
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder